Formhouse ziyaretçileri için hazırladığımız bu makalede “Eşcinsellik sonradan olur mu” konusunu sade bir dille anlatıyoruz.
Eşcinsellik Sonradan Olur Mu?
Sosyal medya, sokaklar, mahalle sohbetleri… Her gün etrafımızda farklı yorumlarla karşılaştığımız, tartışma konusu olan bir soru: “Eşcinsellik sonradan olur mu?” Bu soru, hem bireyler hem de toplumsal yapılar için oldukça karmaşık ve önemli bir tartışmayı açıyor. Toplumda, eşcinselliğin bir tercih ya da sonradan oluşan bir durum olup olmadığına dair farklı görüşler mevcut. Bu yazımda, eşcinsellik konusunu toplumsal cinsiyet, çeşitlilik ve sosyal adalet perspektifinden incelemeyi amaçlıyorum.
İstanbul’da yaşayan, bir sivil toplum kuruluşunda çalışan ve genç bir yetişkin olarak her gün sokakta, toplu taşımada, işyerinde gözlemlediğim sahnelerden, toplumun bu soruya nasıl yaklaştığını, eşcinsellik hakkında yaygın olan yanlış anlayışları ve farklı grupların bu konuda nasıl etkilendiklerini kendi deneyimlerimle anlatmak istiyorum.
Eşcinsellik ve Toplumsal Cinsiyet: Doğal Bir Yönelim
İlk olarak şunu netleştirelim: Eşcinsellik sonradan “olmaz”. Cinsel yönelim, bireyin doğuştan sahip olduğu bir özellik olarak kabul edilir. İnsanların cinsel yönelimleri, onların kişisel kimliklerinin, biyolojik ve psikolojik yapıların birleşimiyle şekillenir. Bu durum, sosyo-kültürel faktörlerden etkilenebilir, ancak bir bireyin cinsel yönelimi zamanla değişmez ya da “sonradan” ortaya çıkmaz. Yani, eşcinsellik, bir tercih değil, doğuştan gelen bir eğilimdir.
Ancak İstanbul gibi büyük, kozmopolit bir şehirde bu durumun hala doğru anlaşılmadığını ve yanlış yorumlandığını görmek üzücü. Toplumda sıkça duyduğumuz “Eşcinsellik sonradan olur mu?” sorusunun, çoğu zaman bireysel deneyimler ve toplumdaki normlarla şekillendiğini düşünüyorum. Örneğin, İstanbul’da bir gün iş çıkışı, metrobüste denk geldiğim iki kadının birbirlerine yakın durduğunu fark ettim. Gözlerindeki samimiyetin ve güvenin farkındaydım, ama çevredeki bazı insanların bakışları… Kimisi gizli gizli bakıyordu, kimisi öfkeyle bakıyordu. Sosyal normlar, bu tür ilişkilerin gözlemlenmesini bile zorlaştırıyor.
Toplumsal Normlar ve Eşcinselliğe Bakış Açısı
Eşcinselliği “sonradan olur” olarak gören çoğu kişi, bu görüşü toplumsal normlardan besler. İslam, Hristiyanlık ve birçok kültürde, cinsellik heteroseksüel evlilik içinde, sadece üreme amacıyla kabul edilir. Dolayısıyla eşcinsellik, pek çok kişi için “doğal” bir durum değil. Ancak bu bakış açısının, hem bireylerin özgürlüğüne hem de toplumsal cinsiyet anlayışına aykırı olduğunu düşünüyorum.
Günlük yaşantımda, toplumsal cinsiyetin, bireylerin kimlik ve cinsel yönelimlerini nasıl etkilediğini sıkça gözlemliyorum. Özellikle gençlerin, cinsel kimliklerini keşfetme süreçlerinde toplumsal baskılarla karşı karşıya kaldıklarını görüyorum. Örneğin, bir arkadaşım bana, üniversite yıllarında eşcinsel bir erkeğin sürekli ona “nasıl bir kadınla evlenmek zorunda kaldığına” dair endişe duyduğunu anlatmıştı. Bunun nedeni, ailesinin ve çevresinin, onun eşcinsel olduğunu kabul etmeye hazır olmamalarıydı. Bu tür bir baskı, eşcinselliği “sonradan olan” bir durum gibi hissettirebilir. Halbuki cinsel yönelim, doğal bir yönelimdir ve bireyler, kim olduklarını keşfettiklerinde özgürleşebilirler.
İstanbul’da yaşamanın zorluklarından biri, farklı grupların ve inançların çatışma içinde olması. Örneğin, toplu taşımada her gün gördüğüm gençler arasında, eşcinsellik hakkında farklı bakış açılarına sahip olanlar var. Kimisi, LGBTQ+ topluluğunun haklarını savunuyor, kimisi ise bu konuda hala geride kalmış düşüncelere sahip. Toplumdaki bu çelişki, eşcinselliğin sonradan gelişen bir şey olduğuna dair düşünceleri de pekiştirebiliyor.
Eşcinsellik ve Çeşitlilik: Kimlik ve İfade Özgürlüğü
Bir sivil toplum kuruluşunda çalışan biri olarak, çeşitliliğin önemini her gün daha derinden hissediyorum. Eşcinselliği “sonradan olur” gibi gören bakış açıları, toplumda bireylerin kimliklerini özgürce ifade etmelerine engel olabiliyor. Oysa cinsel yönelim, kimliklerin en temel parçalarından biridir ve buna saygı duymak, sadece eşcinsel bireylerin değil, tüm toplumun adil bir şekilde var olabilmesi için gereklidir.
Geçtiğimiz yıl bir etkinlikte, eşcinsel hakları konusunda yapılan bir panelde, bir konuşmacı şöyle demişti: “Eşcinsellik, sadece bir yönelim değil, bir yaşam tarzıdır.” Bu söz, bence cinsel yönelimlerin bir tercih değil, kimlik ve ifade biçimi olduğunu çok güzel özetliyor. Çeşitlilik, hem biyolojik hem de kültürel açıdan bize zenginlik katarken, insanlar bu çeşitliliğe saygı göstermediklerinde, homofobi ve ayrımcılık gibi olumsuz etkilerle karşı karşıya kalıyoruz.
Birçok insan, eşcinsel bireylerin yaşam tarzlarını anlamakta zorluk çekiyor ve bunu toplumun normlarına uymayan bir davranış olarak değerlendiriyor. Ancak İstanbul gibi büyük bir şehirde, insanların birbirlerinin kimliklerine saygı duymayı öğrenmesi, toplumsal bir zorunluluk olmalı. Çünkü farklı cinsel yönelimler ve kimlikler, şehirlerin sosyal dokusunun ayrılmaz bir parçasıdır.
Sosyal Adalet ve Eşcinsellik: Haklar ve Ayrımcılık
Sosyal adaletin temeli, herkesin eşit haklara sahip olmasıdır. Eşcinsellik, hâlâ birçok toplumda tabu kabul edilir ve eşcinsel bireyler, birçok ülkede olduğu gibi Türkiye’de de çeşitli ayrımcılıklara maruz kalıyor. Bu ayrımcılık, bazen iş yerlerinde, bazen aile içinde, bazen de sokaklarda görünür hale geliyor. Çoğu insan, eşcinsel bireylerin haklarını savunmaktan kaçınırken, eşcinselliği bir tercih gibi görmek, toplumun bu gruba yönelik ayrımcılığını daha da güçlendiriyor.
İstanbul’da yaşarken, sokakta yürürken, metrobüste, iş yerlerinde ne kadar rahat olduğumu gözlemliyorum. Kendi kimliğimle barışık olduğum için, eşcinsel bir birey olarak da rahatça var olabilmeyi arzuluyorum. Ancak bu rahatlık, tüm bireyler için geçerli değil. İşte bu yüzden, eşcinsellik üzerine yapılan tartışmaların, hem bireysel hem de toplumsal düzeyde, hak ve adalet perspektifinden yapılması gerektiğini düşünüyorum.
Sonuç: Eşcinsellik Sonradan Olur Mu?
Evet, eşcinsellik sonradan olmaz. Cinsel yönelim, doğuştan gelen bir özelliktir ve bir bireyin kimliğini oluşturur. Ancak toplumsal cinsiyet normları, ailevi baskılar ve kültürel etkiler, bireylerin kimliklerini ifade etmelerini zorlaştırabilir. Eşcinselliğe bakış açımızı değiştirmek, toplumun tüm bireylerinin haklarını eşit şekilde tanımak, ancak toplumsal adaletin sağlanmasıyla mümkün olur. Bu yüzden, kimseye kimliklerini seçme ya da değiştirme baskısı yapmamalıyız. Her bireyin, kim olduğunu özgürce keşfetme hakkı vardır.
Bu içeriğimizle “Eşcinsellik sonradan olur mu” hakkında kapsamlı bir bakış açısı sunmaya çalıştık. Formhouse okurlarına sevgilerle!